Makale Eruhtayasam
BAŞMAKALE
SÛRET DEĞİL SIFÂT  
İnsânın sûretine, şekline Beden denir. İnsanın kalbindeki kuvvete, hâle, huya, Hulk denir. İnsânın kalbinde, iyi, güzel şeyler yerleşmiş ise, bu kimseden güzel sözler işitilir ve güzel hareketler görülür. Eğer kalbe, kötü düşünceler, bozuk şeyler yerleşmiş ise, o kimseden kötü şeyler meydana gelir ve böyle kimseye kötü ahlâklı denir. Kötü ahlâk, kalbin hastalıklarıdır. Bunların tedâvîleri güçtür. İlâçlarını iyi bilmek ve iyi kullanmak lâzımdır. Hulk, yani huy, kalbdeki meleke ve kalbdeki arzû, hâl demektir. İnsanın i'tikâdı, sözleri, hareketleri, hep bu kuvvetten hâsıl olmaktadır. İnsânın ihtiyârî, kendi irâdesi ile yaptığı hareketleri, huyunun eserleridir.
İnsân, beden, vücut yapısına yani sûretine göre değil, söylediği sözlere, yaptığı işlere yani onda meydana gelen iyi ve kötü sıfâtlara göre değerlendirilir. Bir insânın vücûdu ne kadar güzel, yakışıklı olursa olsun, huyu, davranışları yani sıfâtları kötü ise, buna kötü kimse denir. Huyu, ahlâkı güzel olana da, iyi, güzel kimse denir.
Rükneddîn Ebü’l-Feth hazretleri, Mecma’ul-Ahbâr adlı eserinde buyuruyor ki:
“Kesin olarak bilinmelidir ki insân, sûret ve sıfât olmak üzere iki şeyden ibârettir. Hüküm sıfata göredir, sûrete göre değildir. Hadîs-i şerîfte;
(Allahü teâlâ, sûretlerinize ve amellerinize bakmaz, kalblerinize bakar) buyruldu.
Sıfâtın hükmü, ancak âhirette görünür. Çünkü orada her şeyin hakîkatı zâhir olur, açığa çıkar. İnsânın dünyâdaki bu sûreti, geçicidir ve âhirette herkes kendi sıfâtına uygun şekilde haşrolunur. Nitekim Bel’am-ı Bâurâ, o kadar ibâdetiyle birlikte, köpek sûretinde haşrolunacaktır. Nitekim onun hakkında A’râf sûresinin 176. âyet-i kerîmesinde meâlen;
(Onun hâli köpeğe benzer) buyruldu.
Bunun gibi zulmeden, başkasının malına, canına tecâvüz eden, kendini kurt sûretinde; kibirli olan, kaplan sûretinde; bahîl, cimri ve harîs olan da, kendini domuz şeklinde bulacaktır. Kâf sûresinin 22. âyet-i kerîmesinde meâlen;
(Şimdi senin perdeni açtık! Artık bugün gözün keskindir) buyrulması, bunu göstermektedir.
İnsân, bu kötü sıfatlardan temizlenmedikçe, hayvanlar sırasında yer almaktadır. A’râf sûresinin 179. âyet-i kerîmesinde meâlen;
(İşte onlar, hayvanlar gibidir; doğrusu daha sapık ve aşağıdırlar) buyruldu.
Nefsin tezkiyesi, temizlenmesi ise, ancak Allahü teâlâya sığınmak ve Ondan yardım istemekle mümkündür. Yûsuf sûresinin 53. âyet-i kerîmesinde meâlen;
(Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, gerçekten kötülüğü şiddetle emreder. Ancak Rabbimin koruduğu nefis müstesnâdır. Çünkü Rabbim Gafûrdur, Rahîmdir) buyruldu.
Allahü teâlânın ihsânı ve yardımı olmadıkça, nefis tezkiye olmaz, temizlenemez. Nûr sûresinin 21. âyet-i kerîmeside meâlen;
(Eğer üzerinize Allahın ihsânı ve rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbiri ebediyyen, günah kirinden temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır) buyruldu.
Bu ihsân ve rahmetin alâmeti, ayıplarının kendine gösterilmesidir. Bütün kâinâtın yanında yok hükmünde olduğu ilâhî azâmetin nûrundan bir şuâ, bir nûr onun kalbinde parlasa; bütün dünyâ büyüklükleri, onun nazârında toprak hükmünde olur. Kalbinde dünyâ ehlinin kıymeti kalmaz. Bu hâl kalbini kaplayınca; dünyâ ehlinin tutulduğu hayvânî sıfatlarından nefret eder ve onların yerine, melek ahlâkının sıfâtlarının görünmesini ister. Zulüm, gadap, kibir, bahillik, cimrilik ve hırs yerine; af, hilm, yumuşaklık, tevâzu, cömertlik ve îsâr yani kendi muhtaç olduğu şeyi başkasına vermek hâli hâsıl olur. Bütün bunlar, âhireti isteyenlerin hâlleridir.
Allahü teâlâyı, Onun sevgisini, rızâsını taleb edenlerin hâlleri ise, bunlardan daha yüksektir.
(Allahın ahlâkı ile ahlaklanınız) hadîs-i şerîfi, bunların hâline uygundur. Herkesin anlayışı bu hâle erişemez.”
izzettin İÇİN